insanlar içinde bir insan

1/8/2008

SUÇ DUYURUSU


SUÇ DUYURUSU

 
E. Kamil Ülger 

   Ergenekon Davasını merakla ve hayretle takip ediyoruz. Karşımıza şaşırtıcı bir sürü vaka çıkıyor. Bu dava hayırlısıyla neticelenirse bir çok faili meçhul da aydınlanacak. Ayışığı, Sarıkız ve Eldiven adlı darbe planları da netlik kazanacak. Ülkemizde karanlık hava oluşturmak isteyenlerin yüzleri meydana çıkacak. Bütün milletin hissiyatı, bu davanın Susurluk Olayı gibi neticelenmemesidir. Buzdağının görünen kısmı suyüzüne çıkmıştır. Bundan sonra sıra buzdağının derinlerine doğru inmeye gelmiştir. Başta Başbakan olmak üzere, tüm Türkiye bu davanın tamamen üzerine gidilmesini ve sonuçlandırılması temennisinde bulunuyor. Ancak, önemli birisi hem de bir siyasi partinin genel başkanı, bu terör örgütüne açıktan destek veriyor. Normalde, hukukumuzda terör örgütüne hem maddi hem de manevi destek verenler suçlu addedilirler ve örgüte yataklık yapmaktan yargılanırlar. Şimdi ben, buradan bir suç duyurusu yapıyorum. Onca kanlı eylemi planlayan, Türkiye’yi karanlığa mahkum etmek isteyen bu terör örgütüne destek veren hem de avukatlığına soyunan CHP Genel Başkanı sayın Deniz Baykal’ı adaletimize şikayet ediyorum. Tüm savcıları bu hususta göreve davet ediyorum.

   Sayın Baykal Ergenekon Davası başladığı günden itibaren sanki kuyruk acısı varmış gibi bir çerçeve çizdi. Sanki bu davanın ucu CHP’ye dokuanacakmış gibi davrandı. Bu davayı AKP kapatma davasının hep rövanşı diye lanse etti hep. Baykal’a göre dağ fare doğuracaktı ve iddianamesi olmayan bir davaydı bu. İddianame okunduktan sonra, doğrusu Baykal bakalım nasıl kıvıracak diye bekledim ama hiç de öyle olmadı. Sayın Baykal hiç kıvırmadı bilakis iddianameyi alaya alarak meseleyi cıvıklaştırdı, sulandırdı. Fakat hakikatte davanın taa derinlerin derinlerine uzandığını anlamamak için ciddi gayret sarfedilmeliydi. Türkiye’de hiçbir gücün suçsuz bir generali hapse atamayacağını sokaktaki çocuk bile biliyorken, sayın Baykal nasıl bilmezdi? Acaba bilmek mi istemiyordu, yoksa derinlerde bir yerde Ergenekon terör örgütü CHP ile buluşuyor mu? Benim endişem ve merakım bu. Bu endişe tamamen Baykal’ın tavırlarından kaynaklandı. “Ben Ergenekon’un avukatıyım” dedi. Birçok istihbari bilgiye göre ülkeyi karanlığa sürükleyen bu terör örgütünün varlığı ve planları sübut buldu. Peki, sayın Baykal neden bir terör örgütünü destekler? Haydi kendisi bunu destekledi, peki CHP’ye oy verenler bu hususta neler düşünür? Nitekim benim endişelerime cevap, Taraf Gazetesi’nin manşetinden verildi. Ergenekon Terör Örgütü’ne üyelerinin   arasında sayın Baykal’ın da adının geçtiği iddia ediliyordu.

  Yıllık iznimi kullanırken İzmir’e, Denizli’ye, Maraş’a, Adana’ya, Osmaniye’ye, Niğde ve Ankara’ya uğradım. Yer yer halkla sohbetlerimiz oldu. CHP’ye oy veren insanlarla muhabbetlerimiz oldu. Ergenekon’a lanet okuyorlar ve sayın Baykal’ı anlıyamadıklarını ifade ediyorlardı. Anamuhalefet parti lideri nasıl olur da bir terör örgütünü destekler,hiç anlam veremediklerini söyleyenler çoğunluktaydı. CHP’ye oy verenler, özellikle köylüler Atatürk’ün kurdurduğu bir parti olduğu için oy verdiklerini ifade ettiler. Karaoğlan’ın ,rahmetli Bülent Ecevit’in, CHP’yi çok iyi temsil ettiğini ifade ettiler. Dedem bile “Ecevit” diyordu, başka birşey demiyordu. Ben de fırsat buldukça, her ne olursa olsun, ülkemizin birlik ve beraberliğe çok ihtiyaç duyduğunu, kısır siyasi çekişmelerle mesafe alınamayacağını anlatmaya çalıştım. Hiç kimsenin oy verdikten sonra sıcak siyasete bulaşmamasını tavsiye ettim. Çünkü siyaset öyle kirli bir oyun ki meleğe şeytan elbisesi giydiriyor, şeytana da melek elbisesi. Ancak, ülkemizin üzerinden kara bulutların kalması için topyekün millet olarak dua etmemiz gerektiğini vurguladım.

   CHP, Anayasa Mahkemesi’nin AK Parti’nin kapatma davası hakkında verdiği karardan sonra  oturup plan ve projeler geliştirmeli ve nerde hata yaptığını aramalı. Fakat bu bir temennidir ve korkarım CHP ve Genel Başkanı bu basireti sergileyemez. Çünkü, hatasını hata kabul etmiyene bir şey anlatmak maalesef imkansız gibidir. CHP kendini şimdiye kadar hep la yus’el gördü. Yani hesaba çekilemez bildi. Fakat hesapsızın tenceresinde pişen ise hep hata, hep yanlışlar olmuştur. Ferasetsizlik, basiretsizlik CHP’nin siyaset anlayışı olmuş artık. Döndürmeye çabalamak nafile...

31/7/2008

TARİHİ KARAR: İSTİKRAR


TAR
İHİ KARAR: İSTİKRAR

   
E. Kamil Ülger

  
Ülkemiz maalesef uzun süredir AKP’nin kapatma kararıyla yatıp kalktı. Bu hem maddi açıdan hem de manevi açıdan ülkemize zarar verdi. Maddi zarar hakikaten hepimizin canını yaktı. Millet olarak ödedik bu zararı. Belirsizlikler hayatımızı sarmıştı. Gözlerimiz millet olarak Anayasa Mahkemesi’ndeydi. Nihayet hepimizi ferahlatan, rahat bir “oh” çektiren karar çıktı. Anayasa Mahkemesi Türkiye’miz için “istikrar ” dedi.  Hayırlı olsun. Anayasa Mahkemesi üyelerine kararlarından dolayı, demokrasinin kazanmasına vesile oldukları için takdiri ve şükranı haketmişlerdir. Bu karardan hem hükümetin hem de muhalefetin çıkarması gereken ciddi dersler var. İnşaallah herkes şapkasını önüne kor ve düşünür. Özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a tarihi bir görev düşmektedir. Şimdiye kadar çizmiş olduğu ılımlı siyasete ve herkesi kucaklamaya devam etmeli. Ayrıca, ekstra bir efor sarfederek AK Parti hakkında hala şüphe taşıyan insanların şüphelerini gidermeli. Parti içindeki üyelerin konuşmalarına ve davranışlarına yeni bir çeki düzen vermesi gerekiyor. Herkes öyle uluorta açıklama yapmamalı. Belki de partinin hem vizyonunu hem de misyonunu yeniden gözden geçirmesi gerekecek. İnsanları, Ak Parti’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı bir siyasi kurum olmadığına inandırmalı. Ayrıca, Ak Parti üyelerinin bu davadan suçlu olarak çıktığını unutmaması gerekir. Çünkü, neticede devlet yardımının yarısı kesilecek. Bir de Anayasa Mahkemesi üyelerinin çoğunluğu Ak Parti’nin laiklik karşıtı odağı haline geldiğinde görüş birliğine vardılar. Bu da Ak Parti’nin ders alması gereken ayrı bir konu.

   Muhalefete gelince; kısır siyaset yapmayı bırakmalı, millete hizmet etmek için vesileler aramalı, durumdan vazife çıkarmalıdırlar. Milletimiz artık uyanmıştır, oyunu verirken hamasi sözler sarfeden siyasi aktörlere bakmıyor artık. Milletimiz hizmet yapanlara oy veriyor. Bugüne kadar hemen hemen her partiyi deneyen halkımız koalisyon hükümetlerinden çok çekti. Kısır siyaset yapanları çok gördü şimdiye kadar. “Dün dündür, bugün bugündür” diyenleri unutmadı. İki anahtar vadedenler hala hafızalarımızdan silinmedi.   Her birerlerimiz namuslu bir şekilde vergilerimizi ödedik fakat karşılığında koalisyon hükümetlerinden hizmet göremedik. Hortumlamalara maruz kaldık milletçe. Ümitlerin kesilmeye yüz tuttuğu bir dönemde milletimiz, hizmet etme fırsatını AK Parti’ye verdi. Geçen beş yıllık hizmetleriyle hakikaten göz doldurdular. Bugüne kadar kısa zamanda hiçbir hükümet bu kadar hizmet etmedi. Ancak, meyveli ağaç taşlanır misillü, AK Parti de tenkitlerin odağı haline geldi. 2007 Temmuz ayında yapılan seçimde milletimiz bir kere daha AKP’ye hizmet hakkı verdi hem de oy sayısı artarak. Bu artış, milletimizin hizmet edene oy verdiğinin ispatıdır. Seçim sonrası muhalefet kendine ders almadı, özellikle CHP. Hatta o kadar ki, milleti AKP’ye oy verdiği için suçladı. Hep antidemokratik çözümler üretmeye çalıştı CHP. Ne yazık ki, olan CHP seçmenine oldu. Oy verdikleri partiden beklediklerini bulamadılar. Bilmem ki, bundan sonraki seçimlerde başında Deniz Baykal’ın olduğu partilerine oy verirler mi?

   Bir süredir yıllık iznimi kullanıyordum. Anadolu’yu gezdim. Akademisyenlerle, kamu görevlileriyle, özellile halkımızla sohbet etme imkanım oldu. Konuştuğum, görüştüğüm herkes ülkemizin önünü kapatan AKP kapatma davası belirsizliğinden muztaripti. Köylülerimiz bile bu meseleden rahatsızdı. Kimisi oy verdiği bir partinin kapatılmak istemesinden rahatsız, kimisi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yasaklı hale düşmesinden rahatsızdı. Halkımıza göre Başbakanımız ülkemizi yurt dışında hakkıyla temsil ediyordu. Tabii bu temsil onlara göre hem fiziki hem de siyasi. Merhum Başbakan Bülent Ecevit’in Bill Clinton karşısındaki resimlerini unutamadıklarını, Tayyip Erdoğan’ın ise Amerika Devlet Başkanı George W. Bush’la beraberken duruşunun kendilerini gururlandırdıklarını aktardılar bana. Bazıları ise inançlarından dolayı yasaklı hale gelmekten rahatsızlık duyuyorlardı. İnançlarının gereğini yerine getirmenin, laiklik karşıtı gibi anlaşılmasının çok üzücü olduğunu dile getirenler oldu. Hasılı; ülkem insanı açılan davadan rahatsızdı. Anayasa Mahkemesi kararının, milletin maşeri vicdanını rahatlattığını düşünüyorum. Bundan sonra siyasilere çok iş düşüyor. Hiç kimsenin halkımıza diyet ödetmeye hakkı yoktur, bu hükümetteki siyasi parti bile olsa.

   Yazıyı tamamlamadan önce Başbakan’ın konuşmasını dinledim. Sağduyulu, ılımlı, barışçı ve diyaloga açık bir mesaj verdi ve karara “hayırlı olsun” dedi. Başbakan’ın konuşması herkesin yüreğine su serpti. Ümidimiz odur ki, inşaallah bu icraatlarına da yansır da ülkeyi germeye çalışanlara firsat ve imkan vermez. Çünkü Türkiye’nin bünyesi bunu kaldıramaz, yeterince yıprandı zaten.

   Ne mutlu ki bu karar neticesinde hukuk kazandı, demokrasi kazandı, ekonomimiz kazandı, maşeri vicdan kazandı. Hükümette olan hem de %47 oy almış bir partiyi kapatarak tarihe kara bir not düşmemiş olduk. Tabii, dış dünyadaki yansımaları ise cabası. Tüm dünyaya rezil olmadık bu kararla. Türkiyemizin önü açıldı. Hepimiz şunu bir kere daha kulağımıza küpe yapalım: Dünyada yaşanacak bir ikinci Türkiye yok. Tek Türkiye var.

8/7/2008

SUÇÜSTÜ YAKALANMA

   

S
UÇÜSTÜ YAKALANMA

  E. Kamil Ülger

   Ergenekon Örgütü, daha düne kadar malum yanlı medya organları tarafından hep gözardı ediliyordu. Bu Ergenekon soruşturması, sanki AKP’nin öç alma davasıydı. Okuyuculara hadise böyle sunuluyordu. Fakat hadiselerin gelişimi hiç de öyle olmadı. Bunu Hem CHP hem de malum medya aslında biliyordu. Fakat hırstan gözü dönmüşlük olsa gerek ki, doğrular halka yanlış olarak takdim ediliyordu. Muhakkak hem CHP’nin hem de malum medya grubunun tarihe verecekleri bir hesap vardır. Ancak, herşeyin ayan beyan belli olduğu bir ortamda neden gerçeği gizleme ihtiyacı duydu bu kurumlar? İnsanın aklına hemen şu geliyor; acaba kuyruk acıları mı var? Yoksa bu örgütün ucu bu kurumlara da mı dokunacak? İnsan şüphelenmeden edemiyor, çünkü hem CHP hem de malum medya Ergenekon Terör Örgütü’nün bedava avukatlığını yapıyordu. Hatta bu meseleyi şeytanın bile düşünemeyeceği bir noktaya getirip; “ Fethullah Hoca’nın emniyet içinde gizli yapılanması var. Fethullah Hoca askerlerden intikam alıyor.” gibi bir iftiranın daniskasını da sergilemekten geri kalmıyorlardı. Ancak, görünen köy, kılavuz istemezdi ve öyle de oldu. Sayın Zekeriya Öz, sorgulamayı daha da genişleterek, Sarıkız, Ayışığı ve Eldiven adlı darbe girişimlerinin sorumlularını gözaltına aldırdı. Bu çerçevede Emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve ADD Başkanı Emekli Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur tutuklandı ve mahkemelerinin ardından Metris cezaevine gönderildi. Ayrıca ATO Başkanı Sinan Aygün de hapsi boyladı. Şimdi hangi aklı evvel bu tutuklanmaları Fethullah Hoca gücüyle yaptırdı diye iddia edebilir? Tabi, şunu da merak etm,yor değilim: Acaba böyle bir safsataya kaç kişi inanır? Kaç kişi ifadesi bana hemen Tuncay Özkan’ı hatırlattı. Sayı saymayı çok iyi bilen sayın Özkan bunun da hesabını bize yapar diye düşünüyorum.

Elde edilen darbe planına göre hukuka ve yargıya saygı mitingleri düzenlenecekti. Bunu yaparken kullanılacak maşa elbette belliydi. Cumhuriyeti koruma mitinglerinin vazgeçilmez ismi: Tuncay Özkan. Darbenin aktörleri her ne kadar hapse atılmış olsalar da, dışarda maşa görevini üstlenmiş kadro, rollerini aksatmadan oynamaya devam ediyor. Gerçi televizyonlarda seyrettiğimiz kadarıyla rağbet yok Tuncay Özkan mitinglerine. Acaba şu sıralar sayın Özkan, “Sayın bakalım, kaç kişiyiz?” diyecek cesareti kendisinde bulabiliyor mudur? Hiç zannetmem. Bu saatten sonra sayın Özkan’ın, sayın Baykal’ın ve malum medyanın kulağına küpe yapması gereken birşey var: Millet artık topyekün olarak darbe istemiyor ve demokrasiden vazgeçmiyor. Artık demokrasi dışı çözüm aramak beyhudedir. Meclisimizde ilelebed yazılı olarak kalacak bu sözden dönüş mümkün değildir. “Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir.”        

  Bu ülkede seçkin sınıf yoktur. Hukuk karşısında zengin fakir herkes eşittir. Herkesin seçme ve seçilme hakkı vardır. Kast örgütü uygulamaları Türkiyemizde yoktur. Burjuva ve proloterya sınıf ayrımı da yoktur. Dolayısı ile suç işleyen gariban da olsa asker de olsa hesabını verecek. Ülkemizde hukukun üstünlüğünden bahsediyorsak olacak bu. Milletimiz artık uyandı. Koyun yerine koyamazsınız bu milleti. Evet unutkandır ama hakperesttir. Haklıyı, mazlumu, mağduru hep korumuştur bu millet. Kendisine hizmet edeni başüstünde tutar vefalı milletimiz. İhanet edene de layık olduğu değeri verir. Milleti aptal yerine koyan ister medya olsun, ister herhangi bir kurum veya kişi, bu millet onları tükrükleriyle boğar.

   Ergenekon, bizim için çok müthiş bir tecrübe oldu. Kim hakiki dost, kim sinsi belli oldu. Kim demokrat, kim menfaatperest, kim samimi, kim riyakar ortaya çıktı. Ayrıca kimin demokrat, kimin darbe yanlısı olduğu da tecrübe edildi. Bundan sonra halkımız hangi medyayı takip edeceğini, hangi siyasi partiye oy vereceğini herhalde kesin hatlarla belirlemiş oldu. Bakalım, halkı köylü Mehmet ağa yerine koyanlar, yarın onların kapısını hangi kılık ve kıyafetle çalacak? Benim şahsi kanaatim, CHP ve malum medya Ergenekon meselesinde suçüstü yakalandılar. Demokrasiden yana tavır alamadılar. Darbeci paşaları alkışladılar. Ne oldu peki? İnternete düşen konuşma kayıtlarında Ertuğrul Özkök ve Oktay Ekşi tabiri caizse ağızlarının paylarını aldılar. Bakalım, bundan sonra Ertuğrul bey hala darbeci paşaları öğebilecek mi? Bu arada, yanlış anlaşılmaya meyil vermeden burada bütün samimiyetimle ifade edeyim, benim görevini yapan, mesuliyetini idrak etmiş askere saygım daimidir. Asker ocağını hep Peygamber ocağı olarak görmüşümdür. Peygamberimiz askeri hadislerinde övüyor, ben nasıl saygısız olabilirim ki? Peygamberimiz (SAV) buyuruyor: “ İki göz cehennem ateşini görmez. Birisi; haşyeti ilahiden ağlayan göz, ikincisi; sınırda nöbet tutan askerin gözü.”

21/6/2008

MUHTEŞEM VİYANA ZAFERİ


MUHTEŞEM VİYANA ZAFERİ


            E. Kamil Ülger 
 
                                  ekulger@gmail.com

  
Dün akşam Millilerimiz muhteşem bir zafere imza attı. Hepsinin alınlarından öpüyoruz. Milletimizi bir kere daha tek yürek haline getirdiler. Bu zaferde mutlaka alınn teri olan herkesin hissesi vardır, ancak ben bu zaferin arkasındaki elin Allah’ın inayet eli olduğuna inanıyorum. 118nci dakikada 1-0 mağlup duruma düşünce ümitlerimiz, kolumuz kanadımız kırılmıştı. Maçı seyrederken küçük çocukları toplamış ve onlara “ Çocuklar! Sizler masumsunuz, Allah sizin dualarınızı daha çok ve çabuk kabul eder, ne olur gelin milli takıma beraber dua edelim” diyerek çocuklarla beraber millilerimizin galibiyeti için dua etmiştik. Ben eminin ki, bu manzara sadece bizim apartmanda gerçekleşmiyordu. Nice nice mahfillerde milletimiz ve millilerimiz için dualar ediliyordu.  Hırvatların golünün şokunu üzerimizden atmadan, onlar da zafer sarhoşluğundan ayılmadan saniyeler içerisinde Semih’in muhteşem golü geldi. Artık olan olmuştu ve kader bu dakikadan itibaren ağını lehimize örüyordu. Maçı komşularımızla beraber seyrediyorduk. Bu son saniye golünden sonra artık galip gelen tarafın biz olduğuna mutlak kanaat getirdim. Allah bizim galip gelmemizi murat buyurmuştu ve aksi kesinlikle olmayacaktı. Çünkü bizim son saniyede denkliği yakalamamız bunun kesin işaretçisiydi. Mağlup olsaydık zaten son dakikada gol yemiştik, orada mağlup kalırdık. Şükürler olsun ki penaltıların atılmasının neticesinde gülen taraf biz olduk.

   Maçtan sonra ATV’deki yorumları seyrettim. Ahmet Cakar zaten Çek maçında da Allah’ın elinin maçın arasına girdiğini ve ibrenin bize döndüğünü ifade etmişti. Bu maçta ise, bu inayet eli tartışmasızçok daha fazla barizdi. Semih bile golü Allah’ın kendisine verdiği güçle vurarak kaydettiğini ifade etti. Golü atmadan önce içinde atacağını hissettiğini söyledi. Buna dini terimle “hissi kablel vuku” yani olmadan önce hissetme deniyor. Fakat yorumcular içinde birisi vardı ki, bu inayet meselesine hurafe diyordu. Sayın Kazım Kanat bey. Oturduğum yerde kendi kendimi yedim. Bu kadar bariz Allah’ın yardımını bir insan neden görmezdeen gelirdi ve buna inanma işine hurafe diyebilirdi? Sayın kanatın neye veya kime inandığını bilemem ancak şunu unutmamalı ki, bizler millet olarak inançlı milletiz. Onca dualar maç öncesi niçin yapıldı? Maç esnasında boşuna mı devamlı Allahım bizi galip eyle dedik? Sahada top koşturan gençler boşuna mı maç esnasında bile ellerini kaldırıp dua ettiler? Sporcular bile Allah’ın yardımıyla yendik derken neden milyonların karşısında sayın Kanat bu meseleye hurafe der? İnanın aklım almadı. Sayın Kanat şunu asla unutmamalı ki, Allah dilemezse yeryüzünde bir ağacın dalı bile kıprayamaz. Biz Allah’a olan inancımızla bugünlere geldik. Batılı tarihçiler bizi şöyle tarif eder: “ Başkalarının ümidi kestiği yerde Türk’ün taarruzu başlar. Biz kendimizi bir batılı kadar bile tanıyamamışız maalesef. Tarihte nice başarılarımız vardır ki, bunların hepsi Allah’ın yardım ve nusretiyledir. En yakın tarihteki Çanakkale mücadelemiz bunun şahididir. İhtilaf orduları askerleri bizim askerlerimiz arasında yeşil sarıklı atlı mücahitlerden bahsederler. Bu sarıklı askerler nerden gelmiştir? Kimdir bunlar? Bunlar bizim şeref tablolarımızdır. Çünkü, demek ki Allah bizi seviyor, milletimizi seviyor ki, yardım elini bize uzatıyor.

   Futbolcularımız elbette kendilerinden beklenen oyunu sergilediler. Hakikaten canhıraşane koşturdular. Hakeme rağmen oynadılar. Hakem bize karşı karşı takımın bir elemanı gibiydi. Diyebiliriz ki Hırvatlar sahada oniki kişi olarak mücadele verdiler. Ama ne olursa olsun maçın kaderi bizim lehimize yazılmıştı. Bu arada şu meseleye de değinmiş olalım. Türkiye olarak mutlaka bizim de UEFA kokartlı hakem yetiştirmemiz şarttır. Bumaçta gördük ki, bir maçta hakem çok çok önemli bir faktör. Maçın  neticesine tesir edebiliyor. Biz de UEFA’ya onlarca hakem hazırlamak mecburiyetindeyiz. Bu arada bir meseleye daha netlik getirmeye çalışayım. Allah’ın inayet ve yardımının bizimle beraber olması oyuncularımızın gayretlerini sıfırlamaz, bilakis Allah’ın onlardan razı olduğunu belirler. Bundan dolayı sayın Kanat’ın oyuncularımızı müdafaa etme rolüne soyunmasına gerek yoktu. İnançlarımızı hafife alması lüzumsuzdu. Ümit ve dua ediyoruz ki, Allah bizden inayet elini hiç çekmesin. Turnuvanın sonuna ve ebede kadar yardım, inayet ve nusreti bizimle beraber olsun. Hamdolsun ki bizim oyuncularımız Allah’ı bulmuştur ve O’nun yardımının idrakindeler. Büyük bir zat şöyle der: “Allah’ı kaybeden neyi bulmuştur ki, Allah’ı bulan da neyi kaybetmiştir ki?”

   Ne mutlu bu zaferi bize tattıran Milli Takımımıza, ne mutlu bizi millet olarak tek yürek haline getiren oyuncularımıza. Bu arada acaba Ahmet Hakan, Fatih Terim ve öğrencilerinin bu galibiyetinden sonra yüzü kızaracak ve Fatih Terim’den özür dileyecek mi? Yoksa pişkinliğe vurup tenkitlerine ve nefretine devam edecek mi? Ancak şunu ifadede yarar var: “Özür dilemek erdemliliktir. Ancak şahsiyetli olanlar özür dilerler.” İnşaallah Ahmet Hakan da o erdemliliği gösterir.

   Yeniden milletimizn bayramı mübarek olsun. Millilerimizi bir kere daha tebrik eder bu başarının final oynayarak galibiyetle süslenmesini dilerim. Haydi gençler yolunuz ak Yoldaşınız Hak olsun.

19/6/2008

Herkesin Bir Planı Varsa O'nun da ...

         

E. KAMİL ÜLGER

ekulger@gmail.com


17 Haziran 2008


Herkesin Bir Planı Varsa O'nun da ...


Şu güzelim ülkemizin çekmediği kalmadı. Kah içerden darbe yedi, kah dışardan. Biz birbirimizi içerde yedikçe, dostlarımız dilgir oldular, düşmanlarımız memnun ve mesut. Dışardan gelen saldırlıara biz hep alışmışız ve bizden çok şey koparamamıştır bu saldırılar, ama ya içerden olanı öyle mi?

   Ülkemiz öyle bir coğrafi konuma sahip ki, devamlı düşmanlarımızın ağzinin suyu akıp duruyor. Onlar asla başı dik, ayağı sağlam basan bir Türkiye istemiyorlar.  Haydi onlar düşman adı belli, peki ülkemiz içinde Türkiye'nin gelişmesini istemeyenler kime hizmet ediyorlar? Belli ki dışarıdakiler bizi çok iyi tahlil etmişler. 16 devlet yıkıp 17 devlet kuran Türk Milleti'ni dışardan yıkmak mümkün değil, tarih şahit buna. Ancak, kardeşler arasına fitne sokup, nifak tohumları saçarak birbirlerine kırdırma her zaman başvurdukları savaş taktiği. Maalesef ki biz de bu taktiğe her zaman mağlup olmuşuz. Mehmet Akif ne güzel söylemiş " Tarih ibret alınsaydı, hiç tekerrür mü ederdi?" diye.

   Şu sıralar yine ülkemiz kamplara ayrılmak isteniyor. Dışardan planlı bu savaşın ülke içinde maalesef piyonları var. Suni sıkıntılar çıkarılmaya devam ediyor. Ülkemizde bugüne kadar olmayan sıkıntılar, sanki varmış gibi senaryolar üretiliyor. Sonra bu hakikatmiş gibi oyunu sahnede oynamaya koyuluyorlar. Mersin'de kız öğrencinin üzerine kimyevi madde atmak gibi. Birileri senaryoyu yazıyor, birileri senaryonun yapımcılığını üstleniyor, dublörler de sahnede rollerini oynuyorlar. Fakat, gözden uzak tuttukları şu gerçek var: Bu milleti yıkmak pek öyle kolay değil artık. Çünkü, artık milletimiz sahneye konan oyunu ezberlemiş durumda. Film aynı ama aktörler ve aktresler farklı. Umarım milletimizin sağduyusu baskın çıkar da kimse oyuna gelmez. Zaten emareleri de ortada. 22 temmuz bu oyunu bozan sağduyunun bir delilidir. Daha milletimizde çok numara vardır bu oyunları bozacak. Kimse şafağı görmeden ümidini kesmesin. Doğum sancılarının en şiddetli anı, doğuma en yakın olan andır. Milletimiz bugüne değin ne badireler atlattı, Allah'ın izniyle bunu da atlatacaktır. Yeter ki sabrımızı, sağduyumuzu, istikrarımızı kaybetmeyelim.

   Ne olurdu siyaset sahnesindeki aktörler de bu milleti düşünebilselerdi? Suni problemler üretmeselerdi, ne olurdu? Başlarını ellerinin arasına alıp, bir kere de şahsi hislerini bırakabilselerdi. Keşke düşmanlarımızı güldürüp mesrur etmeselerdi. Bir kere de asgari müştereklerde birleşebilselerdi. Ne olurdu kibirden uzak olup, alçakgönüllü olabilselerdi. Şahsi hırslarını bırakıp, milletin menfaatlerini düşünebilselerdi. Şu an oynanan oyunun kime faydası var? Allah aşkına, yeter artık! Hakikaten bu milleti ve memleketi seviyorsanız, gömün savaş baltalarınızı. Çekin birer nefes, barış çubuklarından. Güldürün şu gülmeye hasret kalmış milletin yüzünü. O zaman bakın bu millet sizi nasıl baş tacı yapacaktır. Ne olur, alet olmayın dış mihraklara.

   Elbette herkesin bir planı vardır. İyilik kötülükle ebediyete kadar mücadele edecektir. Kah iyilik galip gelecektir, kah kötülük. Ama bir de esas davaların görüldüğü bir büyük mahkeme var. Orada herşey ayan beyan ortaya çıkacak. Bütün insanlığın önünde hesap verilecek. Eğer yüzler burada kızarmazsa orada mutlaka kızaracaktır ve o kötü rolün aktörleri "Keşke toprak olsaydım." diyecektir.

   Yazımı anlamlı bir fıkrayla noktalayayım. Temel'e sormuşlar: "Temel, yarına ne yapacağusun, pir pilanun var midur?" Temel cevap vermiş: "Ne pilanu? Ben artık pilan yapmayrum." Demişler: "Nassi?" Temel demiş: "Ben pilan yaptum, O'nun dediğu oldi, ben pilan yaptum, O'nun dediğu oldi. Ben artık pilan yapmayrum. Hep O'nun dediğu olayı."









 







 

« Önceki :: Sonraki »