insanlar içinde bir insan

11/6/2008

Taking an Islamic view to education

Taking an Islamic view to education

Thabo Mohlala
01 September 2005 
Learners at Sama where the vision is to promote tolerance and compassion through education . (Photograph: Oupa Nkosi)
International terrorism carried out in cities around the world in the name of Allah is creating a dangerous perception of Muslims as bloodthirsty criminals.

But Ercan Ulgur, principal of the Muslim school Sama in Mayfair, Johannesburg, is emphatic that actions such as the suicide bombings in London in July are inconsistent with the values of his faith. Says Ulgur: “Anyone who commits these atrocities in the name of Islam is misguided.”

This school in Mayfair is one of the two schools in South Africa -— the other one is in Cape Town -- that carry the name Sama, an Arabic word meaning “heaven”. Both schools are managed by the Turkish-based Fountain Educational Trust, which promotes the teachings of a Turkish spiritual leader, Fethullah Gulen.

The central theme of Gulen’s philosophy, says Ulgur, is “joining religious belief and modern scientific education to create a better world, based on positive activism, altruism, interfaith and cultural dialogue, and the desire to serve others”.

This premise allows for an interpretation of Islam that makes the faith “compatible with modernity, democracy and progress”, says Ulgur. Sama’s vision at Sama is to promote “tolerance and compassion through education and self-improvement”.

This South African branch opened its doors in 2003 and serves 350 learners from grades R to 10. Matric will be offered for the first time in two years’ time. Many of the learners are immigrants from countries such as Pakistan, Yemen, Iran, Somalia and Turkey, but the majority are South African.

The school offers the usual national curriculum subjects, but prides itself on excellence in maths and science, employing Turkish educators to teach these subjects because they’re better trained, says Ulgur. Their efforts do stand out as exceptional, with the school winning several maths and science education awards.

Charting a progressive religious course in our democratic society means negotiating certain tensions between the tenets of a faith and certain constitutional principles that can seem irreconcilable. But in some instances, religious tradition and the dictates of the Qur’an are inviolable and cannot be challenged. For instance, the girls and boys attend separate classes, “just as men and women do not pray together in the mosque”, says Ulgur. He contends that separating the sexes leads to better academic performance as there is no distraction. Learners also have to stick to the Muslim dress code.

But while the sexes may be separated, it doesn’t mean they’re treated unequally. In fact, if you judge the school’s treatment of gender on the basis of its teaching staff, it would come out very well: out of a total of 23 teachers, 16 are women.

Ulgur also stresses that it is not enough to theorise about the morality preached in the Qur’an -— a person’s commitment to Islam is based on deeds, not words and appearance. So to put into practice the philosophy of compassion and caring, the school is involved in a feeding-scheme initiative where it feeds 250 needy residents of Dlamini in Soweto.

Fast facts: Islam
  • Islam was founded by the prophet Mohammed, who was born in Mecca in the Arabian desert around 570AD.

  • Mohammed had a vision while on Mount Hira, where angel Gabriel instructed him to announce the word of God. He did this in the holy book, the Qur’an.

  • Muslims regard other religious figures, such as Moses and Jesus, as prophets.

  • There are five “pillars”, or fundamental rules or commandments, in Islam.

  • There are approximately 1,2-billion followers throughout the world.

  • About 60% of Africa’s population is Muslim.

  • About 2% of South Africa’s population is Muslim.

  • Muslims refer to God using the Arabic word Allah.
  • 10/6/2008

    Kimse Yok Mu Myanmar'da

    Kimse Yok Mu Myanmar'da

        Efendim, selamlar

       3 Mayıs gece 03:00te gelen Nergis Kasırgası'nın ardından, askeri cunta ile yönetilen ülkenin yabancı ülke kuruluşlarına izin vermemelerine rağmen Kimse Yok Mu Derneği olarak, 11 mayıs 2008de iki kişilik bir grup olarak ülkeye hareket ettik. İlk durağımız Bangkok'tu. Çünkü burada Myanmar büyükelçiliği vardı ve bizim de burdan vize almamız gerekiyordu.

       Biz Myanmar'a 14 Mayısta, ancak işadamı vizesi alarak girdik. Çünkü normalde NGOlara vize vermiyorlardı. Birçok yardım kuruluşu Bangkok'ta vize beklerken biz  ilk NGO olarak girdik ülkeye. Üç dört gün burdaki Uluslararası Ufuk Okulları adlı Türk okullarındaki idareci ve öğretmen arkadaslarla hem keşifler , hem de bir takım istişareler yaptık. Sonunda riski göze alarak yarıim dağıtmaya karar verdik. 18 mayısta okul öğretmenlerinden 7, biz de iki kişi olarak 9 kişilik iki grup halinde yardım dağıtımına gittik. İki minibüsü, makarna, pirinç, elbise ve mercimekle doldurduk. Yolda kontrol noktalarında askerler tarafından durdurulduk. Okulun yerli tenis öğretmeni ve aynı zamanda doktoru George bey askeriyede abisi varmis aradı ve izin almamızı sağladı. Askerler bizden pasaport numaralarımızı isteyerek izin verdiler. Biz de pasaport numaralarımızı ve gerekli bilgileri verdikten sonra Ayeyarwady deltasına giderek 200 aileye hem gıda hem de giyecek yardımı yaptık. Yardımlarımızı yaparken ciddi zor şartlarla karşılaştık. Bölge hem sulak, hem pirinç arazisi, hem de su kanallarının oldugu yer olduğundan yardımları bambudan yapılmış, üzerinden geçmesi cidden maharet isteyen asma köprülerden geçerek dağıttık. Bu arada karşımıza mağdurlar arasında kulağı duymayan ve konuşamayan ancak kucağında çocuğu ile birlikte bir galatasaray taraftarı çıktı. Hayretler içinde kaldık. Çünkü bu bölgede elektrik yoktu, yani televizyon seyretmeyen bu insan nasıl galatasaray taraftarı olabilirdi? Ancak maalesef konusamadığı ve duyamadığı için bu sorularımızın cevabını alamadık. Ancak kendisinden galatasarayın harika bir takım olduğunu  elinin diğer parmaklarını yumup baş barmağını kaldırmasıyla anladık. Bu arada yardım  için yola kenarında yüzlerce insan gördük. Hepsi yollardan geçen arabalardan yardım bekliyorlardı. Dilenmiyorlardı, ancak gözlerine baktığınız zaman ihtiyacı olduğunu okuyabiliyordunuz. O gün biz 3000 dolarlık yardım dağıttık.

         19 mayısta okulu spor bakanı aradı. Arkadaşlara, kendisine bir kaç şehir verildiğini, 21 mayısta dağıtım yapacağını, eğer istersek okulun da katkıda bulunarak dağıtıma katılabilileceklerini söyledi. Süper sevindik. Bu olağanüstü anormal birşeydi. Çünkü hiç bir yabancı yardım kuruluşunun yardım dağıtımına henüz izin verilmiyordu. Biz hemen kabul ettik. Burada bizim bir NGO olarak yardıma katılmamız imkansızdı ya da hapse girmeyi göze almalıydık. Yardımımızı okulun üstünden yaparız diye düşündük. Çünkü önemli olan yardıma muhtaç insanların ihtiyaçlarını gidermekti. 17000 dolarlık makarna, mercimek, elbise, ilaç ve içme suyu alarak yardım konvoyuna katıldık. Biz deltanın giriş kontrol noktasına bakandan önce varmıştık. Orada konvoyu bekledik. Biz giriş noktasında beklerken yerli bir arabayla gelmiş, iki batili dikkatimizi cekti. Yangon'daki Ufuk okullari genel müdürü Murat Küçükdüğenci bey onlara nereli olduklarını ve burada ne aradıklarını sordu. Fransa'dan gelmişlerdi ve kasırganın vurduğu Ayeyarvady deltasına geçiş yapmak istiyorlardı. Fakat askerler izin vermiyorlardı. Mecburen arabalarına binip geriye dönmek için hazırlandıklarında Fransız beyefendi Murat beye "lütfen ne olur, bizim için de tavassutta bulunsanız da biz de içeriye girsek" dedi. Murat bey ise şu an yardımcı olamıyacağımızı çünkü bizim de ancak bakanla bölgeye girdigimizi ifade etti.  Birazdan bakan yanında konvoyla beraber geldi. Selamlaştık. Bakan konvoya talimat verdi, zaten dört köyde dağıtım yapacaktık. Konvoy önden gidip malzemeleri dağıtım yapacağımız mahallere taşıdılar. Dağıtım yerleri özenle seçilmişti. Budist manastırlarının bitişiği idi. Yüzlerce insan, çogunluğu kadınlardan müteşekkil olarak oturmuşlar yardım bekliyorlardı. Bakan ayakkabılarını ve çoraplarını çıkararak hazır olan kürsüye geçti.  Böylece biz Türkiye'li bağışçılar olarak bakanın hemen yanıbaşında yere oturduk. Bakan insanları motive edici konuşmalar yaptı. Ancak biz Burmaca bilmediğimiz için sadece dinliyorduk. Bu arada bakan hem espiri yapıp insanları güldürüyor, hem de duygusal konuşarak insanları ağlatıyordu. Sonra bizleri takdim ederek, Türkiye'den olduğumuzu, tarihi bağlarımız olduğunu onların acılarını paylaşmak için  orda olduğumuzu ifade etti. Sonra da temsili yardım yaparken  resimlerimiz çekildi. Orada yardımları adaletli dağıtmak üzere iki manga asker bırakıldı. Daha sonra ikinci köye doğru hareket ettik. Ancak, bu köyleri gezerken dikkatimizi şu çekti. Zaten fakir ve mağdur olan halk daha da fakirleşmişti. Giyecek elbiseleri dahi yoktu. Tabiri caizse ikinci bir tsunami yaşamışlardı. Birçoğunun üstündeki elbise yırtıktı ve üstündeki elbiseyi değistirmek için bile ikinci bir elbisesi yoktu. Fakat mütevekkil bir millet. Hiçbirinin yüzünden tebessüm eksik olmuyordu. Onca mağduriyete rağmen halk hala tebessüm edebiliyordu. Gezdiğimiz yerlerde kocasını kaybeden, oğlunu, kızını ve karısını kaybedenlerle karşılaşıyorduk. Hatta bir köyde bakan konuşurken ihtiyar bir teyze ayağa kalktı, oğlunun asker olduğunu fakat bu kasırgada vefat ettigini söyledi. Gözleri yaşlıydı teyzenin. Bakan emir erini çağırdı, o bir tomar para getirdi. Bakan parayı teyzeye verdi. Teyze tebessüm etmeye başladı. Üçüncü köyde de dağıtım yaptıktan sonra bizi bir hastaneye götürdüler. Biz buraya bir su temizleme sistemi bağışlamıştık. Orada hastane personeliyle bir tanışma oldu. Bakan bizleri tanitti. Sonra beraberce kasırgadan yaralanan insanları ziyaret ettik. Burada para çok kıymetli. İnsanlar aylık 30-40-50 dolara çalışıyorlar. Biz de yanımıza 500 doları Myanmar parası olan kyat olarak almıştık. Bu miktarı burada yatan 24 hasta ailesine dağıttık. Türkiye'ye ve Türk insanına çok teşekkür ettiler. Dördüncü köye botlarla gidildi. Çünkü oraya ancak botlarla gidiliyordu. Orada da aynı manzaralarla karşılaştık. Mağduriyet had safhada, ancak insanlar hala mütebessim. 

       Bir ara bakanla yalnız kaldık. Kendisine Türkiye'den Kimse Yok Mu Derneği'nin kasırga mağdurlari için burada ev yapmak istediğini ilettik. Bakan, benim Kimse Yok Mu Derneği'nden olduğumu bilmiyordu. Bizim başlarımızda Kimse Yok Mu şapkaları vardı ama bakan bunu anlamadı. Bakan bize, evden daha ziyade okul yapılmasını tavsiye etti. Burada insanların zaten bambudan kulübelerde yaşadığını ve kendi evlerini 3-5 gün içinde yeniden kurabileceklerini, ancak kasırgadan yıkılan okulların yerine okul yapabileceğimizi, bunun daha cok insanın istifadesine olabileceğini iletti. Biz de Turkiye'ye iletelim efendim diyerek başka konulardan konuşmaya başladık. Bakanla yardım yaptıktan sonra artık bizim işimiz daha kolay olmuştu. Çünkü artık kontrol noktasındaki askerler bizi tanımışlardı. Bakanla beraber yardım yapmak bize avantaj sağlamıştı. Daha sonraları da kendi başımıza çıkıp yardımlar dağıttık. Yaklaşık 10 bin aileye, gıda, ilaç, kıyafet ve su yardımı yaptık.

     

       Şu ana kadar Kimse Yok Mu Derneği olarak 60 bin dolarlık acil yardım malzemesi yaptık. Bunlar gıda, su, elbise ve ilaç şeklinde oldu.

       İlk günlerdeki intibaımız:

    Askeri Cunta burada kimseye yardım yapmaları için izin vermiyordu. Biz, kasırgadan 11 gün sonra oradaydık. Hükümet, yerli büyük işadamlarına belirli bölgeleri vermiş ve oraların yeniden yapılandırılmasını ve ihtiyaçların giderilmesinden onları sorumlu tutmuştu.Okuldan yerli bir kaç arkadaşımız o işadamları ile birlikte keşif ve yardım için mağdur olan yerlere gitmişlerdi. Bize getirilen resimler dehşet vericiydi. Hala ortada sular içerisinde yatan cesetler vardı. Bir kısmını size göndereyim, dehşete düşeceksiniz. Maalesef devlet yardımları ulaştırmada, hayat kurtarmada çok yetersiz kalmıştı ama dış dünyaya öyle mesaj vermiyorlardı. Fakat yaşanan insanlik dramıydı. Şu an resmi rakamlara göre ölü sayısı 78 bin kayıp ise 56 bin insan. Kaybolanlar, cesetleri bulunamayan insanlar. Maddi kayıp ise 11 milyar dolar. Birçok ülkenin 22 mayısta katıldığı Nergiz Kasırgası brifingine Türkiye'den Kızılay temsilcisi Hakkı bey, Tayland'daki Türkiye büyükelçimiz Çınar Aldemir bey, Myanmar'daki Türk okulları genel müdürü Murat Küçükdüğenci bey ve ben (Ercan Ülgür) katıldık ve bize Yangon'da Sedona Otel'de felaketin boyutu ve şimdiye kadar devletin yaptıkları ile ilgili bir brifing verildi. Milli planlama ve geliştirme bakanının sunduğu power point sunumunda da felaketin boyutları ortaya çıkıyordu. Maddi zarar 11 milyar amerikan doları. Toplantıya rağbet çok fazlaydı. Burada yaşayan Türk öğretmen arkadaşların ifadesine göre bu büyüklükte bir toplantı Myanmar tarihinde bir ilkti. Bu toplantıda listede Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Koreli Ban Ki-Moon da katıldı. Hatta bize dağıtılan programda ona ait bir konuşma da yer alıyordu. Fakat konuşmadı ve bir sonraki dağıtılan programda onun konuşması listeden çıkartılmıştı. 23 mayısta her delegasyondan yalnız bir temsilciyi helikopterle irrawady deltasına götürdüler. Biz katılamadık. Zaten yabancıları irrawady deltasına sokmuyorlardı. Hatta askerlerden başka kimse giremiyordu. Ancak gidenlerden dinledik, her tarafı göstermediklerini ve kendilerinin yardım yaptıkları yerleri gösterdiklerini ifade ettiler. 24 mayısta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon devlet başkanı General Than Shwe ile görüştü. Orada yabancı kuruluşlara ülke içinde yardım yapabilirler iznini koparmıştı. 25 mayısta ise Pledging Conference vardı. Bunu Birleşmiş Milletler ile Asya Ülkeleri Birliği organize ediyordu. Bu bir bağış konferansı idi. Burada ülkeler bağış sözü vereceklerdi. Buraya Türkiye'den sayın Büyükelçimiz Çınar Aldemir, Türk Okulları genel müdürü Murat Küçükdüğenci ve Kimse Yok Mu Derneği Fatih Temsilcisi olarak ben katıldım. 52 ülke gelmişti toplantıya. Müthiş bir kalabalıktı. Konferansa medya da katıldı. Medyanın ilgisi inanılmazdı. Açılış Konuşmasını Myanmar Başbakanı General Khin Nyunt yaptı. Arkasından Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon konuştu ve bütün herkese müjdeyi verdi. Artık uluslararası devlet ve özel kuruluşlar ülkeye girip yardım yapabileceklerdi. Toplantıya değisik ülkeleri temsilen 18 bakan ve yardımcısı temsil etti. Geriye kalan temsilcilerin çoğu büyükelçilerdi. Ayrıca az sayıda da NGO vardı. En çok bağışı 63 milyon euro ile Avrupa Birliği yaptı. Ülke bazında İngiltere 35 milyon amerikan doları ile başı çekiyordu. Çin kendi depremi ile ugraşmasına rağmen 11 milyon dolar yardım yaptı. Amerika 20.5 milyon dolar sözünü verdi. Türkiyemizin bağışını da büyükkelçimiz Çınar Aldemir 1 milyon dolar olarak ifade etti. En az bağış yapan ülke ise 50 bin dolarla Nepal oldu.

       Öğleden sonraki toplantıya ise Myanmar yetkililerinden ilgi yoktu. Konferans bir bakan yardımcısı ile temsil edildi. Bence bu Myanmar için çok puan kaybettici bir unsurdu. Çünkü diğer yabancı ülkelerden 18 bakan ya da yardımcısı konferansın sonuna kadar kaldılar. Konferansı Singapur Dışişleri Bakanı idare etti.  Konferansta 200 milyon dolar söz verildi.

       Kimse Yok Mu olarak şu an hedeflerimiz:

    yapılacak yardımlara bağlı olarak 100 ev yapmak

    1-2 tane okul yapmak. Bu tamamen milletimizin derneğimize yapacağı bağışlara bağlı. Çin Depreminin ardından Myanmar'a olan ilgi azaldı. Ancak burada durum kesinlikle insanlık dramı. Ulaşılamayan yüzbinlerce insan var. Kendi raporlarına göre yardım iletilen insan sayısı %50. Geriye kalanlar ölümle burun buruna. Allah yardımcıları olsun.

     

       Aşağıdaki bilgilerde Bakanın ismi ve dağıtılan yerler ve miktarı yazılı.  

    Spor Bakanı
    İsmi:Tümgeneral Aye Myint
    Tarih: 21 mayıs
    Kawt Hmu şehrinin dört köyüne yardım dağıttık.
    Köylerin ismi ve yardım dağıtılan aile sayısı
    1. Pane Hne Kone 600 aile 3000 kişi
    2. Nat Sin Kone 1000 aile, 5000 kişi
    3. Let Khite 1000 aile, 5000 kişi
    4. Dah Main 800 aile 4000 kişi
       Yaşadığım enteresan bir hadise:

    Myanmar'a ulaştığımız günün ikincisinde eskiden İngiltere'de büyükelçilik yapmış müslüman olan birisini devlete olan yakınlığından dolayı ziyaret ettik. Bizim Türkiye'den geldiğimizi ve Kimse Yok Mu'yu temsil ettiğimizi bilmiyordu, zaten biz de gizli tutuyorduk. Çünkü öğrenilirse ülkeden deport edilme tehlikesi vardı. Uluslararası Ufuk Okulları Genel Müdürü Murat bey Türkiye'de bazı STK'ların Myanmar'a yardım etmek istediklerini bunların seçkin kurumlar olduğunu, kendisinin devletle ilişkilerinin iyi olduğunu ve bunu avantaja dönüştürebileceğimizi bahsetti. Şahsın ismi U lhe ma idi. Kendisini ulema diye çağırıyorlardı. Adam birden durun dedi, bende bir Türk STK'nun broşürü var dedi ve torunundan broşürü getirmesini istedi. Getirilen broşür bizim derneğimizin ingilizce hazırladığı "We Help"  idi. Murat bey de şaşırdı, çünkü broşürü kendisi vermemişti. Yardım talebiyle gittiğimiz ilk önemli şahısta broşürümüzün olması bize pozitif yönde motivasyon sağladı.

    NOT: Bağış yapmak isteyen hayırseverler faturalı cep telefonlarından “BURMA” yazıp 5777’ye bir kısa mesaj (SMS) göndererek 5 YTL yardımda bulunabilir. Bu 5 YTL’ye orada 15kg pirinç alıp bir ailenin yirmi günlük gıda ihtiyacını karşılamış olursunuz. Diğer bağışlar için web sitemize girerek ( www.kimseyokmu.org.tr ) ya da 0212 5884845 numaralı telefonu arayarak bilgi alabilirsiniz.

     

    Ercan Ülgür

    Fatih Temsilcisi

    Myanmar Kampanya Sorumlusu

    Kimse Yok Mu Derneği

    0533 6083529

    0212 5884845

     

    :: Sonraki »