insanlar içinde bir insan

13/6/2008

Sel gitti, dayanışma kaldı

Sel gitti, dayanışma kaldı


Batman’da hüzün ve mutluluk bir arada. Evlerini sel sularında yitenler için ‘Kimse Yok Mu Derneği’nin döşediği evlerde, sobalar tütmeye başladı bile…


<****** type="text/**********"> Batman’a nâzır tepede, olağandışı bir kalabalık var. Yıllardır üç-beş aile dışında kimsenin oturmadığı ‘Baraj evleri’ böyle şenlik görmedi. Dışarıya attıkları sandalyelerde kış güneşinin tadını çıkaran kadınlar, yeni komşularını karşılamaktan hoşnut. İçlerinden biri, ‘Belki de artık yolumuz yapılır, bir okul açılır.’ diye ümitleniyor.
Gelenler kimler? Kasım ayı başında, Güneydoğu’yu acıya boğan sel felaketinin mağdurları. İluh deresinden taşan sular evlerini yutunca, üzerlerindeki ıslak elbiseleriyle ortada kalan selzedeler, valinin, belediye başkanının ve şehrin ileri gelenlerinin katıldığı bir törenle birazdan ev sahibi olacaklar. Mağdurlarla, yardımseverler arasındaki köprüyü kuran ise yine ‘Kimse Yok Mu Derneği’. Baraj evlerinden 34 daireyi çamaşır makinesinden diş fırçasına kadar, bir ailenin insanî şartlarda yaşaması için gerekli eşyalarla donatan dernek, evlerin bir yıllık kirasını da karşılıyor. En kısa zamanda kırk altı aile daha bu evlere taşınacak.

Yaşadıkları trajedinin ardından, güvenli bir tepeye taşınan aileler karışık duygular içinde. Hem üzgün, hem mutlular. Çekilen kuranın ardından anahtarları teslim alanlar neredeyse ağlamaklı ve hepsinin ağzı dualı. Evlerini ve canlarından birer parçayı sele kaptıranların neredeyse tamamı, hayatın kıyısında kalmış insanlar. Son elli yılın en büyük sel felaketi, hikâyelerindeki en can alıcı unsur gibi dursa da, zaten güç bela geçindiklerinden bahsediyorlar.

Yeni evlendirdiği oğluyla beraber yaşayan Sadiye Yurttepe, ev boğazına kadar suyla dolduğunda, iki torununu suya kapılırlar korkusuyla koltuklarının altına sıkıştırdığını anlatıyor. Hiç tanımadığı adamlar saçlarından yukarı çekerek önce onu, sonra torunlarını kurtarmışlar. 25 yıl önce kocasını kaybettiği, doktorların ve askerlerin çocuklarına bakarak, evlerini temizleyerek geçimini temin ettiği ve parasızlıktan tek bir çocuğunu bile okutamadığı anlaşılıyor daha sonra. Kendi emektar eşyaları neyse; ama daha bir yıl önce evlenen oğluna aldıkları koltukların, yatak odası takımının suya gitmesi fena.

“Borcunu daha ödememiştik.” diyor Sadiye Teyze, “Dört milyar para vermiştik, iki milyarı kaldıydı, Allah razı olsun, mağaza sahibi, bir milyar borcumuzu affetti.” Sadece kendi evi değil, aynı bahçe içinde oturan altı çocuklu oğlu Necat’ın da evi İluh deresinin sularında yitmiş. Necat Bey, üzerindeki gömleği ve pantolonu gösteriyor, “Bunlar da emanet, konu komşudan aldık. Hiçbir şeyimiz kalmadı, tek bir çöpümüz. Ayağımızdaki botları da Kimse Yok Mu dağıttı az önce.”

Yurttepe ailesiyle birlikte yeni evlerine çıkıyoruz. Perdeler, turuncu renkli kanepeler, krem rengi halılar… Soba köşede kurulmayı ve bu evi bir yuvaya dönüştürmeyi bekliyor. Mutfakta bulaşık selesinden çay kaşığına her şey düşünülmüş. Banyoda çamaşır makinesi ambalajından çıkmayı bekliyor. Aile üyelerinin her biri için alınan diş fırçaları aynanın önünde… Bir aile fotoğrafı çekiyoruz, yüzler şimdilik kederli; ama ocak kaynamaya başlayıp, bu güvenli tepeye alıştıklarında yeniden güleceklerini temenni ediyoruz. Yeni ev sahiplerinden biri de Osman Bilik. Enteresandır, mağdur olmadan önce ‘Kimse Yok Mu programını izleyip ağlarmış ve her seferinde, “Allahım, yoksa bir gün ben de bunlar gibi yardıma muhtaç olur muyum?” diye endişelenirmiş. Sonrası mâlum… Osman amca, vaktiyle seyircisi olduğu olayların öznesi şimdi. Ekran başından dualar gönderdiği derneğin eli ona da uzandı.

Bir an önce yeni evlerine kavuşmak isteyen iki kişi daha var; yeni evli bir çift. Fotoğraflarının çekilmesini istemiyorlar; ama başlarından geçeni çabucak özetliyorlar. Sel suları ansızın evi doldurduğunda henüz beş günlük evlilermiş. Özene bezene döşedikleri ev, düğünde takılan altınlarla sele gitmiş. Onlar da yuvalarını yeniden kuran yardımseverlere duacılar. Mağdurlar arasında, ‘ikinci eş’ler de var. Kucağında bebeğiyle bekleyen bir kadın üç çocuğuyla birlikte evsiz kalanlardan. Kocasının diğer eşiyle yaşadığı ev selden etkilenmemiş; ama kendisi yirmi gündür akraba evlerinde dolaşıyor.

Peki, kocası sahip çıkmıyor mu ona? “Şehirde kiralık ev bulamıyoruz. Selden sonra kiralar çok arttı. Şu an üzerimizdeki elbiseler dışında hiçbir şeyimiz yok. Kocamın da elinden bir şey gelmiyor. Ben onların yanına giderim ama karısı bizi istemez.” diyor. Eşyalarını kaybettiği için üzülse de içinde düğün fotoğraflarının da olduğu albümün sele gitmesine içi yanmış: “Sonradan gördüm, fotoğraflarımın hepsi çamura bulanmış, renkleri birbirine karışmış. Eşya yerine gelir; ama onları artık bulamam.” O, ‘Baraj Evleri’ne şimdilik yerleşemiyor; çünkü listede yalnızca, ev sahibi olup da evini kaybedenler kayıtlı. Dernek yetkililerinden biri, kadını teselli ediyor; “Üzülmeyin, size de yardımcı olacağız.”

Felaket gününün hemen ertesinde bölgeye giden dernek yetkilileri, mağdurları tek tek tanıyor. Turuncu tişörtü ve yeleğiyle ‘cankurtaran’ gibi yardıma koşan Ercan Ülgür, çamurdan nasibini almış minibüsüyle Karşıyaka Mahallesi’ne götürüyor bizi. İluh deresi üzerindeki köprü yıkılmış. Kıyıdaki tabela, yıkılmış evler ve çamur deryası sokakların yanında pek ironik duruyor: “Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz.” Karşılaştığımız kadınların hepsi mağdur. Birinin evi tamamen yıkılmış, diğeri tuvaletten taşan suyla kirlenen evi arındırmakla meşgul. Ancak az ileride neşeli bir kalabalık var; sokak tandırında ekmek pişiren kadınlar ve genç kızlar. Hasır sepet içindeki ekmeği omuzlayan kadın, evinin yolunu tutuyor. Hayat devam ediyor.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »